22 Mayıs 2013 Çarşamba

Bu dünyada ölüm var !




Bu dünyadaki en açık gerçeklerden biriside ölümdür. Ve bunu hiç kimse de inkar etmiyor. Fakat ölüm varmış gibi kaç kişi davranıyor ? Neden insanlar bu açık gerçeği görmemezlikten gelerek güya ölüm yokmuş gibi davranmayı tercih ediyorlar. Evet bunda büyük bir sır gizli. Çünkü bu boş, fani, geçici dünyaya dalmak ve canının istediği gibi bir hayat sürebilmek ölümü düşünmemekten geçiyor. Çünkü ölümü düşünen ister istemez ölüm ve sonrasını düşünecek. Halbuki ölüm ve sonrasından peygamberlerden başka haber veren yok. Dünyanın en büyük profesörleri, araştırmacıları, teknolojide akıl almaz buluşlar gerçekleştiren, süper insanlar ölüm ve sonrası için bir tek kelime bile edemiyorlar. Onların ilimleri, yaptıkları icatları o yolda peş para etmiyor. Onlar dahi bu konuda ne yapacaklarını bilmez, aciz bir vaziyette kabre bakıyorlar. Her neyi icat ederlerse etsinler ölüm ve sonrası yolculuğuna çıkmaktan kendilerini kurtaramıyacaklarını ve bu icatlarının ve çalışmalarının o ebedi yolculukta onlara hiçbir faydasının olmayacağını biliyorlar. Evet insan kısacık bir dünya hayatından sonra ister istemez ölüm ile başlayan ve ebedi olarak devam edecek olan ahiret yolculuğuna çıkmak zorunda. Öyleyse akıllı insan dünya hayatına çalışır fakat ahi
ret hayatı ve ebedi yolculuk için hazırlanmaktan asla geri kalmaz. O yol hakkında ise geçerli söz peygamberlerin ve peygamberlerin yoluna insanları çağıran alimlerindir. Elbette hakiki islam alimlerinden bahsediyoruz. Yoksa günümüzde bol miktarda bulunan ve yüksek ünvanlara sahip ama dini meseleleri tartışa tartışa dinimizi bozmaya ve insanları gerçek dinden uzaklaştırmaya çalışan ulema-üs sû denilen kötü alimlerden bahsetmiyoruz.
Akıllı insan ister dünyanın en zengin insanı olsun isterse en fakiri, ister dünyanın en üst makamlarında olsun isterse sıradan bir vatandaş ; ölüm ve sonrası için çalışır. Bu ebedi yolculuğa hazırlanır. Bu yolculuğa nasıl hazırlanılacağı konusunda ise söz peygamberlerindir. Öyleyse akıllı insan hangi makamda olursa olsun, ne kadar zengin olursa olsun peygamberleri dinleyecektir. Ebedi hayat yolculuğuna hazırlanmayana dolayısiyle peygamberimizi (s.a.v.) dinlemeyene akıllı insan denir mi ?

Ahir zaman ile ilgili



Bismillahirrahmanirrahim…                                                       14.NİSAN.2012
Esselamu aleyküm verahmetullahi ve berekatuhu

Bu e-mail’den maksadım uzun yıllardır ayetler, hadisler ve risale-i nurlar ile yaptığım araştırmalar ve incelediğim olaylar, ayrıca sık sık gittiğim yurt dışındaki görüp anladıklarımın neticesinde beklide hayatımda yaptığım en büyük tespitlerinden birini sizlerle  paylaşmak içindir.
Adem as ile başlayan insanlık tarihi ayet ve hadisler ile sabittir ki kıyametin kopması ile son bulacaktır.
Peygamberimiz’in  sav içinde yaşadığımız ahir zaman ile ilgili pek çok hadisleri vardır. Bu hadislere göre insanlık tarihinin en büyük fitnesi DECCAL fitnesidir. Bütün peygamberler bu fitne ile ümmetlerini korkutmuşlardır.
Halifeliğin kaldırılması ve din afyondur diyerek başlayan, Kur’an’ların gömülmek zorunda bırakıldığı, dinsizliğin revaç bulduğu, putların dikilip önünde eğilindiği geçen asrın deccaller asrı olduğunda ittifak vardır. Bunların İslam ülkelerinin başında bulunanlarına SÜFYAN denir.
Ancak bu küçük deccal ve süfyanlar kendi ülkelerinde faaliyet gösterdiklerinden asıl beklenen ve bütün dünyada dinsizlik namına hükmedecek olan BÜYÜK DECCAL ünvanını alamamışlardır.
Ancak son 15-20 yıldır dünya değişmiş ve bu durum basında da “tek kutuplu dünya” diye tarif edilmiştir. Yani, o zamandan beri dünya tek merkezin etkisine girmiştir. İşte BÜYÜK DECCAL DÖNEMİ o zaman başlamıştır. Yıl 1991. Küçük deccaller ve süfyanlar da ona tabi olup, entegre olmuşlar ve dünya büyük deccal dönemini yaşamaya başlamıştır. Lâ yağlemül gaybe illallah diyerek delillere ve tevillere geçiyoruz:
1. Hadislere göre deccal ilahlığını ilan edecektir: Evet, etmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde Allah’ın emir ve yasaklarının toplum hayatında tatbikine müsaade etmemektedir. “Benim emir ve yasaklarıma göre yaşanacak, benim koyduğum kanunlara göre idare olacaktır” demektedir. Mahkemelerden okullara, basından ailenin kurulmasına mirasın paylaşılmasına kadar her alanda kendi kanunlarını koymuş ve uygulatmakta, Allah’ın bu konulardaki emir ve yasaklarının tatbikine ise asla izin vermemektedir. İKİ ŞEHİR HARİÇ:MEKKE VE MEDİNE.. evet, bu iki şehre karışmamaktadır. Zira peygamberimiz sav deccalın bu iki şehre giremeyeceğini haber vermiştir. Şimdi bu yaşadığımız durum peygamberimiz’in sav verdiği gaybi haberlerden biridir. Görmek bizlere nasip olmuştur.
İşte, Allah’ın emir ve yasakları değil, benim emir ve yasaklarım ve kanunlarım tatbik edilecek demek ve Allah’ın emir ve yasaklarının tatbikine bırakmamak tam bir ilahlık ilanıdır.
2.Hadislerde “Alnında “Bu kâfirdir” yazacak, ancak bunu herkes okuyamayacak, ancak müminler iman nuru ile okuyacaklar” buyurulmuştur. Buradan anlaşılan ,demek bu yazı bizim bildiğimiz bir yazı değildir. O zaman demek bu deccalin yaptığı her hareketten kâfir olduğu belli olacak fakat bunu ancak müminler iman nuru ile fark edeceklerdir. Şimdi aynen öyledir…Allah içkiyi yasaklıyorum diyor, deccal serbest ediyorum diyor..Allah cc zinayı yasaklıyor, deccal serbest ediyor..Dikkat edin! İçki içen kâfir olmaz amma serbest ediyorum diyen kâfir olur..Tabii hadiste belirtildiği gibi bunu herkes anlayamıyor.
3. Deccalin yalancı cenneti ve yalancı cehennemi olacak: şimdi nereye baksanız bu yalancı cennetleri görebilirsiniz. Açın Televizyonu ve bakın: onbeş yirmi erkek ellerinde çalgılar çalıyorlar, en süslü elbiseleri ile açık saçık kadınlar erkeklerin önünde şarkı söylüyor, diğerleri de keyf ediyorlar..elbette bunun çok ileri olanları da vardır..tamamen haram olan bu keyf etme bir nevi yalancı cennet değil de nedir. Etrafınıza baktıkça pek çok yalancı cennet göreceksiniz. Cehennem ise, Bediüzzaman Hz.leri gibi Allah’ın emir ve yasaklarına göre yaşayalım, haramlara girmeyelim diyen İslam alimlerini hapse göndermesidir. Zira hapishaneler onun yalancı cehennemidir.
4.Girmediği yer kalmayacak. Evet bu deccaller her ülkeye girdikleri gibi televizyonlar, radyolar,internet, bilgisayar gibi vasıtalarla her yere, her eve girmişler,  hatta cep telefonları ile son zamanda ceplerimize bile girmişlerdir.
5.Dünya hakimiyeti ise haberlede görüyoruz.. Kur’an’ı tatbik etmeye kalkmış Somali ve bazı İslam ülkelerine ordularını göndermiş, yakıp yıkmış ve o ülkelerde Kur’an’ı tatbik etmeyecekleri başa geçirmiştir.. Hiçbir ülkede Kur’an’ın tatbikine müaade etmemektedir. Tatbik etmeye kalkanları orduları ile yakıp yıkmaktadır.
Elbette deccaller ve büyük deccal ile ilgi daha bir çok hadisler vardır. Dikkat edilirse verilen haberlerin bugün var olduğu görülecektir.
Evet, bu gün insanlık tarihinin en büyük fitnesi olan BÜYÜK DECCAL fitnesini yaşamaktayız. Hadiste belirtildiği gibi bunu fark eden çok azdır. İşte bu yazı bu fitneyi ilan etmek ve bahusus Müslüman kardeşlerimizi ikaz ve uyandırmak içindir. Faydası olacağına inandığınız kişilere ulaştırmak sizin vazifenizdir. Zira bu bilgiye bütün Müslümanların ihtiyacı vardır.
Cenab-ı hak bütün Müslümanları bu Deccal fitnesinden muhafaza etsin.AMİN.
 Bu konuda daha geniş bilgi isteyen bizimle irtibat kurabilir..Zira bu yazımız çok kısa ve öz olarak hazırlanmıştır. Selam ve dua ile…

Bu asırda bilhassa kadınlar dikkat etmeli!




Evet, bu asırda bilhassa kadınlar dikkatli olmalıdırlar. Çünkü peygamberimiz s.a.v. “ Cennete muttali oldum, ehlinin çoğunun fakirler olduğunu gördüm; Cehenneme muttali oldum, ehlinin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm” buyurmuşlardır. Günümüzdeki kadınların durumu, adeta bu hadisi şerifin manasını fiilen tasdik etmektedir. Zira herkes gözü ile görmektedir ki, bu ahir zaman fitnesinde kadınlar başrolü oynamaktadırlar. Adeta utanma duygusundan yoksun olarak, yatak odası kıyafeti ile ve bütün vücutlarını teşhir edercesine caddelerde, çırıl çıplak olarak sahillerde, her türlü rezil vaziyette milyonların karşısında boAy göstermektedirler. Kendilerini yaktıkları yetmiyormuş gibi, milyonlarca erkeği de günaha sokmaktadırlar. Elbette kendi günahlarından başka, günaha soktukları erkeklerin hepsinin günahı kadar da günah boyunlarına yüklenmektedir.
Elbette, toplumun yarısını meydana getiren kadınların bu dünyada önemli yerleri ve vazifeleri vardır. Kadınlar erkeklere, daha dünyada cennet hayatını yaşatacak şekilde yaratılmışlardır. Ancak bu, kadınların İslamî bir terbiye almış olmalarına bağlıdır. Yoksa aynı kadınlar dünyayı erkeklere cehenneme çevirirler.
Bu günkü kadınlar konusundaki ihtilaf, kadının toplumdaki yeri ve vazifesi; nasıl giyinip nasıl hareket edeceği, neleri yapıp neleri yapamayacağı gibi konularda olmaktadır. Bu konuda işin doğrusu ortaya konulursa yanlışlar kendiliğinden ortaya çıkar.
Öncelikle, bu kâinatı, bu dünyayı ve bu kadınları yaratan Allah’tır. Bütün canlı mahlûkat nasıl kendilerini yaratan Allah’ın emirlerini ve kendilerine verdiği vazifeleri hiç itirazsız yapıyorlarsa; aylar, güneşler, dağlar gibi koca koca cansız, heybetli varlıklar da aynı şekilde Allah’ın emirlerine itaat edip vazifelerini yapmaktadırlar.
Şimdi, bu koca âlemde canlı cansız, küçük büyük ne varsa hepsi Allah’a boyun eğmiş ve O’nun emirleri doğrultusunda, verdiği vazifeleri yapmaktadırlar. Siz, bir an bile güneşin vazifesinden geri kaldığını gördünüz mü? Öyleyse, elbette insanlar da, erkek olsun kadın olsun, Allah’ın emir ve yasaklarına göre yaşayacak ve O’nun kendilerine verdiği vazifeyi yerine getirecekler ve ona göre bir hayat yaşayacaklardır. O’nu tanımayan, emir ve yasaklarını dinlemeyen, verdiği vazifeleri kabul etmeyenlere bir sözümüz yok. Çünkü onlar, canlı cansız her şeyin kendisine boyun eğdiği zata karşı baş kaldırmanın cezasını ebedi olarak cehennemde kalarak çekeceklerdir.
Bizim işimiz, kadını yaratan Allah’ın kadına ne gibi vazifeler verdiğini, emir ve yasaklarının ne olduğunu ortaya koyarak kadının toplumda olması gereken yerini doğru olarak tesbit etmek ve kadınların buna göre hareket etmelerini sağlamaktır. Bunu ise, bu kâinatın sahibi olan Allah’ın son elçisi ile gönderdiği kitabından ve elçisinden, yani hadislerden ve O’nun sünnetinden öğreneceğiz. ‘Ben de müslümanım’ diyen bir kadın da hiç itirazsız bu emir ve yasaklara göre hayatını tanzim ederek hem kendisi dünyada ve ahirette mutlu olacak, hem de etrafındakilerin mutlu olmasını sağlayacaktır. Yoksa Allah’ın kendilerine verdiği hakları az bularak zamanın idarecilerinden yeni haklar vermelerini istemek veya onlardan Allah’ın vermediği hakları kadınlara verenleri alkışlamak ve ona göre hareket etmeye kalkmak Allah’ı bırakıp o kişilerin ilahlığını kabul etmek ve onlara kul olmak anlamına gelir. Kadınları yaratan Allah’tır. Emir ve yasakları koyan da O’dur. Onun verdiği haktan fazla hak vermek zulümdür. Bu, kadınlar için iyilik değildir. Aynı zamanda hiçbir lider, hiçbir sistem kadınlara Allah’ın vermediği hakları verme makamında değildir. Allah’ın kadınlara vermediği hakları vermeye kalkmak nasıl bir haddi aşmak ise, onların verdiği hakları kabul edip onları hayatına tatbik etmek te o derece haddi aşmak olup, Allah’ı bırakıp o kişileri ilah olarak kabul etmek ve onlara kul olmak demektir.
Mesela; Allah cc kullarına içki içmeyi kıyamete kadar yasaklamıştır. Onu serbest etmek hiçbir kimsenin haddi değildir. Peki, birisi çıktı, haddi aştı ve içkiyi serbest etti. Şimdi sen, o içkiyi serbest etti diye içebilir misin? İnsanların onu serbest etmelerinin ne geçerliliği olabilir ki? Şimdi, ben beş vakit namaz kılıyorum. Birisi, hangi makamda olursa olsun, “beş vakit namazı zorunlu olmaktan çıkarıyorum, kılmak mecbur değil” dese, ben de namazı terk etsem nasıl olur? O zaman Allah’ı bırakıp o kişinin ilahlığını kabul etmiş olmaz mıyım? O da sahte bir ilah olmuş olmaz mı? İşte ‘lâ ilahe illallah’(Allah’tan başka ilah yoktur) imanın kapısı olması bunun içindir. Önce sahte ilahları red etmemiz emredilmiştir. Sahte ilahları red edebilmek için önce onları tanımayı öğrenmek gerek. ‘Sahte ilah nasıl olur?’ dersen, işte böyle olur. Allah’ın emir ve yasaklarını kaldırıp, kendi emir ve yasaklarını koyar. Böyle yapanlar, ilahlığını ilan etmiş olur. Allah’ın emir ve yasaklarını bırakıp o sahte ilahın emir ve yasaklarını kabul ederek uymak, o sahte ilahı ‘ilah’ olarak tanımak ve ona kulluk etmek olur. Eğer her ikisini de idare ediyorsan, o zaman sen, en büyük günah olan şirke girmiş olursun. Yapacağın iş, hemen tevbe etmektir.
Şimdi, kadınlar: -Kendilerini yaratan Allah’ın emir ve yasakları nelerdir? –Kadınlara ne gibi vazifeler vermiştir? Gibi soruların cevaplarını, ince teferruatına kadar sağlam dini eserlerden öğrenmelidirler. Biz numune olarak üç hadis-i şerif yazacağız.
“ Kadın şu dört şeyi yaparsa cennete girer. Namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse”
“ Allah’tan korkun, Allah’tan korkun kadınların hukuku hakkında! Zira onlar, sizin yardımcılarınız ve esirlerinizdir. Onlar size Allah’ın emanetidir. Allah’ın bir sözü ile onların her şeyi size helâl kılındı.”
“Kocası kendisinden razı olarak ölen kadın mutlaka cennete girer.”
Ne mutlu hanımı saliha olanlara, veyl olsun o fasike kadınlara!

Beynimizi bozdular. Dostu düşmanı ayıramıyoruz!



Beynimizi bozdular: Düşmanı dost, dostu düşman sanıyoruz!
Göz ile beynimiz arasındaki ilişki radar ile değerlendirme merkezi arasındaki ilişki gibidir. Radar, havada bulunan bütün uçakları merkeze haber verir. Ancak gelen uçağın dost mu düşman uçağı mı olduğunun değerlendirmesini merkez yapar. Eğer merkezin elindeki bilgiler bir şekilde bozulmuş ve gelen dost uçağı düşman sanırsa, yada tam tersi, düşman uçağını dost sanırsa o ülke yanmış demektir.
Hayvanlarda ve böceklerde sıkıntı yok. Onlar daha dünyaya gözlerini açar açmaz dostlarını ve düşmanlarını biliyorlar. Düşmanlarını tanıyorlar ve onlara karşı hazır olan silahlarını da kullanmakta tereddüt etmiyorlar. Amma insan öyle değil. Dost ve düşmanının  öğretilmesi gerekiyor. Eğer yanlış öğretilirse o insan yandı demektir.
İşte özellikle ülkemizde uzun zamandır dost ve düşmanı ayıracak olan beynimiz bombardıman altındadır. Bunu da televizyonlar, haberler, filmler, tiyatrolar, gazeteler ve yazarlar eli ile yapıyorlar. Mesela: Filmlere dikkat ediniz. Örnek, medeni, ileri insanlar olarak kimleri gösteriyorlar? Elbette Avrupa ve Amerikalıları. Peki.. gerici, yobaz ve kötü insanlar olarak kimleri takdim ediyorlar? Hocaları, dindar insanları. İşte bu işlem yüz yıldır tekrarlandığı gibi halâ da aynı şekilde devam etmektedir. İnsanımızın bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Tabii ki bununla yetinmiyorlar! Bize başka sunni düşmanlar da icad ederek kendilerini fark etmemizi engelliyorlar. Bunlar değil miydi, seksen öncesi bu milleti birbirine kırdıranlar! Bunlar değil miydi sağcı solcu diye milleti ikiye bölenler? Şimdi de  laik, anti laik, kürt, alevi, irticacı, milliyetçi gibi sınıflara milleti bölerek ayrı bir düşmanlık meydana getirmeye çalışıyorlar.” Araplar bizi arkadan vurmuş”, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözleri  ne kadar meşhurdur. Bu beynimize girince ne oluyor? Kendimiz dışındaki en yakınlarımızı bile düşman belliyoruz. Sonra da gelip komşumuzda bir milyondan fazla çocuk kadın demeden katlediyorlar, bizden çık çıkmıyor. Gördünüz mü beynimizi nasıl yıkamışlar ve bizi şaşırtmışlar! Oysa kendilerini kötüleyen bir film yüzünden hemen ayağa kalkıyorlar, İsrail ile ülkemiz arasında ipler kopma noktasına geliyor. Milyonlarca insanı öldürmek değil, nihayetinde bir film. Bir de onlardan birkaç kişiyi öldürsen belki de savaş açacaklar. Amma onlar Müslümanlardan bir  milyondan fazla insanı öldürüyorlar; gene de onlar medeni ve çağdaş, bu taraf gerici oluyor, öyle mi? Halâ onların düşman olduklarını anlayamıyoruz. Çünkü, beynimizi zamanında bozmuşlar ve halâ da bozmaya devam ediyorlar. Arada bir uyanan olursa onu da başka şekillerde yok  ediyorlar.
Evet, artık bir şekilde uyanmalıyız ve uyanmaktan başka çaremiz yok. Onlar insanları bu şekilde bölüp birbiri ile çarpıştırmadan dünya üzerinde istedikleri gibi at oynatamazlar. Öyleyse biz onların bu oyunlarını bozalım. Bizim dostumuz sadece Türkler değil, Allah’a inanan herkestir. “ Mü’minler ancak kardeştirler” ayetini kendimize rehber etmek bize yetecektir. O zaman dost ve düşman hemen ortaya çıkar ve artık şaşırmayız. Mü’minler kardeş olunca onlara düşmanlık eden her kim olursa o da düşmandır. Bu kadar basit. Meseleye bu açıdan bakınca, bugün Müslüman ülkeleri işgal eden, kadın çocuk demeden katledenler kimlerdir, bakmak yeterli olur. Onlar Başta Amerika, İngiltere ve İsrail’dir. İşte düşmanlar bunlardır. Onları bütün zalimlikleri ile beraber halâ öven, ilerici, medeni diye bize takdim eden basındaki yazar çizer takımı da onların uşaklarıdır. İşte bizim beynimizi yıkayıp, dostu düşmanı karıştırmamızı sağlayanlar bu uşaklardır. Hangi kademede olursa olsun, İslam’ın ve müslümanların düşmanları ile işbirliği halinde olanlar da onlardan olan zalimlerdir. Ülkemizin aleyhinde olanlar, değil aynı ırktan olmak, kardeşin bile olsalar haindirler.
Aslında bu mesele dünyanın ve Türkiye’nin bu günlere nasıl geldiğini göstermektedir. Bir kitaba ancak sığacak kadar da geniştir. Bu yazımızda konunun ancak bir ucunu gösterebildik.
Demek, Allah’ın emrine dönmeden, Kur’an’a sarılmadan ne bu düşmanların tasallutundan kurtulabiliriz, nede dostumuzu düşmanımızı ayırabiliriz.
Evet, başka yol yok; Yâ Allah’a kul olup, Kur’an’a sarılacağız, dosdoğru mümin ve Müslüman olacağız, ya da her iki dünyada perişan olmaktan kurtulamayacağız!

Ahir zaman fitnesinin dehşeti artıyor



Ahir zaman fitnesinin dehşetini artırıyor!
Bilmem farkında mısınız? Yirmi üç yıldır bu Konya’dayım, hiçbir Ramazan ayında bu seneki kadar açıktan yenip içildiğini görmedim. Geçen hafta İstanbul’dan meşhur bir yazar arkadaş geldi, O dahi aynı şeyi söyledi; uzun zamandır İstanbul’da yaşadığını ve bu seneki kadar açıktan yenip içildiğini görmediğini söyledi. Evet, şimdiye kadar Konya’da görmediğimiz bir şey daha oldu; bu kadar çok depremi de görmemiştik!
Evet, her ne kadar toplumun bozulması yavaş yavaş olsa da, artık yıl yılı aratmaktadır. Toplumdaki bozulma süratini artırmıştır. Bunun pek çok sebebi vardır amma, en birinci sebep insanların ve toplumun islamî bilgiden ve islam’ı bir hayattan uzaklaştırılmalarıdır. Geçen gün Buhari Hz.lerinin hayatından bir bölüm okudum ve kendimden utandım. Bu dünyada ne insanlar yaşamış! Kur’an-ı Kerim 6666 ayet. Kaçımız ezbere biliyoruz? Halbuki Buhari Hz.leri 600 bin hadisi ezbere biliyordu. Bu ne demek biliyor musunuz? Tahminen binlerce Kur’an kadar kitabı ezberlemişti! Hâ keza, Müslim Hz.leri de öyle. Ahmet bin Hambel Hz.lerinin bir milyon hadis ezberinde idi.  Bu büyük zatlar teyp gibi idiler. Duyduklarını unutmazlardı. Ahlak ve faziletleri ile ümmete örnek olmuşlardı. Bu zatlar gibi daha nice zatlar da yaşamıştır. Ne yazık ki günümüzde bu büyük zatlardan ve onların örnek hareketlerinden bahseden yoktur!... Şarkıcılar, türkücüler, çırılçıplak kadınlar artık topluma örnek insanlar diye sunuluyor! Filimlerde, tiyatrolarda oynayan insanların çoğunun çingene ve ermeni olduğunu umarım biliyorsunuzdur. Filimlerin ise toplumda ne kadar etkili olduğu malum. Yani, bu toplumu bir asra yakındır çingene ve Ermenilerin eğittiğini söylersek pek hata etmiş olmayız sanırım.
İşte şimdi onların eğittiği çocuklar büyüdüler ve toplum bu hale geldi. Yakın tarihte bir şarkıcı bayan Cumhurbaşkanlığı köşkünde ağırlandıktan sonra çıkarken şöyle demişti: Bizler Osmanlı zamanında adam yerine konmaz ve mahkemelerde şahitliğimiz de kabul edilmezdi. Şimdi ise en yüksek makamlarda ağırlanıyoruz. Umarım bu cümleler anlatmak istediğimiz şeyi çok güzel bir şekilde özetlemektedir.
Evet, toplum gittikçe ve süratle bozulmaktadır. İçinde yaşanmaz bir hale doğru süratle ilerliyoruz. Düzelme işaretleri de malesef görünmüyor. Çünkü, İslam’a dönmeden düzelme beklenemez! Din düşmanları ise buna fırsat verecek gibi görünmüyorlar. 
İslami kesim ise çok yanlış fikirler ile perişan durumdadır. Dindar olan insanlar gerçek ve doğru bilgiler ile yetiştirilmediğinden veya öyle bir ortam olmadığından aynı cemaat içinde olanlar bile pek farklı ve islama uymayan fikirler ile bocalamaktadırlar. İslam nazarında küfür olabilecek yanlış fikirleri hizmet namına savunabilmektedirler.
Yani, kısaca toplum sadece ahlaken çökmemiş, aynı zamanda fikirler bozulmuş, kafalar karışmıştır. Ben şahsen ahir zaman fitnesinin bu şekilde insanların beynine kadar etkileyeceğini bilmezdim. Peygamberimiz’in sav kıyamete kadar deccalden daha büyük fitnenin olmayacağını bildirmesini şimdi biraz olsun anlıyorum.
Deccalı deccal yapan ilahlık davası bu gün dünya çapında yaygındır. Gören kaç kişi var? Deccal yaptığı her hareket ile kâfirliğini ortaya koyacak amma sadece müminler iman nuru ile fark edeceklerdir. Edemeyenlerin şimdi kara kara düşünmeleri gerekmez mi?
İçinde yaşadıkları deccaliyet dönemini fark edemeyenler; acaba, insanları bu karanlık dönemden çıkarmak üzere gelecek olan ve yakında gelmesini beklediğimiz Mehdi-i Azam’ı tanıyabilecekler midir?

Deccal dönemini yaşıyoruz



Deccal dönemini yaşıyoruz!
Aslında girdi demek çok daha doğru olur, ancak nasıl toprağa atılan tohumun, toprağın üstüne çıkması ve gözle görülür hale gelmesi zaman alırsa, aynen öylede; Mehdi-i Azam döneminin tohumları da atılalı çok oldu, ancak bu tohumların yeşermesi ve fiilen bu dönemin başlaması ve herkes tarafından göz ile görülmesi dönemine dünya yeni giriyor Yalnız, bu yazıya başlayınca şu olay dikkatimi çekti ve üzüldüm Zira herkes bilir ki; Mehdi-i Azam döneminin güneş gibi dünyaya doğması ve yeryüzünü adaletle doldurmasından önce dünya zulümlerle dolacak ve bir deccaliyet dönemi yaşanacaktır Bu dönem öyle dehşetli bir dönemdir ki; bütün peygamberler o dehşetli dönem ile ümmetlerini korkutmuşlar ve özellikle son peygamber olan bizim peygamberimiz sav bu konuda çok geniş teferruat vermiştir Şimdi herkes mehdi-i Azam dönemini bekliyor ve bizlerde ‘o dönem hemen gelmek üzere’ diye müjde veriyoruz İyi amma, eğer Mehdi-i Azam dönemi gelmek üzereyse, ondan önceki şu, içinde yaşadığımız dönemin Deccaliyet dönemi olması gerekmez mi? Evet, Mehdi-i Azam döneminden önceki dönemin Deccaliyet dönemi olduğunu herkes bilir ve kitaplarda da böyle yazılıdır Öyleyse, neden insanların büyük çoğunluğu bunu fark edemedi? İnsanlık tarihinin en büyük fitnesi içinde yaşayıp, onu fark edememek, bu kadar gaflet olur mu? Bu durumda denilebilir ki; geride bıraktığımız yüz sene, yani 20 asır, demek ki deccaliyet dönemi imiş 20 asırda dünya çapında yapılan uygulamalara bakılırsa mesele net olarak anlaşılabilir ‘Din afyondur’ diyerek başlayan bu asır, insanların maymundan geldiğini iddia ederek, inkar fikri ile devam etmiştir Din, bu asırda toplum hayatından tamamen çıkarılmış, inkâr fikrini esas alan kominizm sisteminin yıkılmasından sonra, insanların, Allah’ın emir ve yasaklarına göre yaşamalarını yasaklayan, bunun yerine herkesin canının istediği gibi yaşamasını sağlayan ‘demokrasi’ sistemi getirilmiştir Allah’ın emir ve yasaklarının tatbik edilmesini şiddetle yasaklayan bu sistemin, İslam dini ile taban tabana zıt olduğu fark edilememiştir Güya bazı insan haklarına önem vermesi dolayısıyla ne olduğu toplum tarafından anlaşılamamış, hatta çoğu zaman dindar müslümanlar tarafından savunulur olmuştur Kimse, ‘İslam’ın toplum hayatında tatbikini yasaklayan bir sistem nasıl islama uygun olabilir?’ diye sormamıştır Hatta bazıları ‘Demokrasi islamın ta kendisidir’ diyerek hem kendilerini, hem de peşlerinden gidenleri mahvetmişlerdir

Maalesef, insanların büyük çoğunluğu, bu dönemin deccaliyet dönemi olduğunu anlayamamıştır Zaten bunun böyle olacağını peygamberimiz sav bir hadislerinde şöyle haber vermiştir “Deccal’ın alnında ‘haza kâfir’ (bu kâfirdir) yazacak ancak herkes okuyamayacak Müminler iman nuru ile okuyacaklar” Evet, öyle oldu Herkes bunu anlayamadı ve çokları o deccalların peşinden gitti ve gitmeye devam ediyor Evet, İslam’ı hayatlarında yaşamayanlar, bu arada kendilerinden iyi Müslüman tanımayanlar Deccalleri ve deccaliyet dönemini anlayamadılar ve onların peşlerinden gittiler Allah cc ‘Hakiki Müslümanlar ile yalandan müslümanım diyenleri nasıl ayırıyor’ görüyor musunuz? İnsanlar Allah’ı kandırabileceklerini mi sanıyorlar?

Şimdi üzüldüğün konu şu: Deccaliyet dönemini ve Deccalleri tanımayan insanlar, Mehdi dönemini nasıl bilecekler? Hakiki Müslümanların terörist ilan edildiği günümüzde korkarım ‘ben müslümanım’ diyenlerin bir kısmı yarın mehdiye karşı da savaşabilirler Allah korusun Çünkü, ayıramıyorlar

Deccaliyet dönemi son onbeş yirmi senedir kemalini yaşıyor ‘Her kemalin bir zevali vardır’ düsturu gereği tepe noktası aynı zamanda zevalin de başlangıç noktasıdır Geçen asrın büyük imamı Bediüzzaman Hz’leri bu mesele ile ilgili olarak eserlerinde çok teferruat vermiş ve kendisinden sonraki asrın ‘mehdiyet asrı’ olacağını müjdelemiştir Müslümanlara yapılan zulümlerin had safhaya geleceğini, Müslümanların artık tamamen bunaldıkları bir zamanda bir ehl-i hamiyetin feveran ederek onların başına geçeceğini, özellikle seyyidlerden meydana gelen bir cemaatten meydana gelen orduya Mehdi-i Azam’ın hükmedeceğini, diğer Müslümanların da katılımlarıyla milyonlara varan bu ordu ile Mehdi-i Azam’ın bu haçlı sürüleri ile savaşacağını, milyonlar ordusu ile yer yüzünde galibane gezeceğini haber vermiştir Yahudilerin köklerinin kazınacağı dönem de o dönemdir

İşte, son yıllarda İslam ülkelerinin işgal edilmesi ve milyonlarca müslümanın kanının dökülmesi ister istemez hakiki Müslümanları galeyana getirmektedir Herkes içinden ‘artık yeter’ demektedir amma elinden bir şey gelmemektedir İşte, artık bu sıralar ümidimiz ve beklentimiz odur ki; O ehl-i hamiyet zat ‘artık yeter’ diyerek ortaya çıksın, önce seyyidler cemaati, sonrada bizim gibi Müslümanlar onun etrafında toplansın ve Yahudi ve Hıristiyanlara karşı cihad başlasın Şimdiki küçük direnişler o sürecin başlamasının yakın olduğunun işaretleridir

Şimdi gözlerimiz bu oluşumun başlamasındadır Pek yakında bunu bekliyoruz Yakında gözle görülecek bu hadiselere şahit olacağız inşallah Biraz gayret, biraz sabır Bizim için bundan sonra en büyük şeref, Mehdi-i Azam’ın ordusunda savaşmak ve şehit olabilmektir O günleri dört gözle bekliyoruz

Cariye efendisini doğurdu




Cariye efendisini doğurdu!..
Haberiniz var mı?  Günümüzde cariyeler efendilerini doğuruyorlar. Meşhur Cibril hadisinde Cebrail a.s.’ın kıyamet alâmetlerini sorması üzerine, Peygamberimiz s.a.v. “Cariye efendisini doğuracak.” buyurmuş ve cariyenin efendisini doğurmasını kıyamet alameti olarak saymıştır. Hâlbuki bugün, belki de yeryüzünde bir tek cariye bile yoktur. Şimdi ahir zamanda olduğumuza ve piyasada da hiç cariye olmadığına göre bu, ‘cariyenin efendisini doğurması’ meselesi nasıl olacak? Hâlbuki Peygamberimiz s.a.v. her ne haber vermişse mutlaka olmuştur. Şimdi ahir zamanda olduğumuza göre, mutlaka cariyeler efendilerini doğurmaktadırlar ancak, demek ki bizler anlayamıyoruz. Öyleyse bu hadis-i şerifi kelime kelime inceleyerek meseleyi anlamaya çalışmalıyız. Şimdi, Cariyenin ne demek olduğunu ve özelliklerini hep beraber görelim.
Cariye demek “kadın köle” demektir. Cariyenin en büyük özelliği hür kadınlar tesettürlü dolaşırken onların açık-saçık dolaşmalarıdır. Hatta bir defasında Hz. Ömer örtülü gezen bir cariyeyi azarlamış ve “Hür kadınlara mı benzemek istiyorsun?” demiştir.
Allahû alem bu hadisi şerif aynı zamanda ahir zaman kadınlarının cariyeler gibi açılıp saçılacaklarını haber vermiştir ki günümüze tam olarak uymaktadır. Açık saçıklık o kadar kötü bir şeydir ki 1400 sene öncesinden buna dikkat çekilmiştir. Günümüz kadınlarını cariyelere benzetmesi çok manidardır! Onların gerçek seviyelerini de ortaya koymuştur. Hür kadın nere, cariye nere?
Peki, diyelim ki günümüz kadınları açılıp saçılarak 1400 sene önceki kadın köleler olan cariyelere benzediler. Peki… efendilerini doğurmaları nasıl olacak?
Bu meseleyi herkes kendisini veya çevresini şöyle biraz dikkatle incelerse hemen anlayabilir. Eskiden ailenin büyükleri: anne ve babalar, hatta birçok ailede dede ve nineler idi. Onlar, ailenin en büyükleri olarak hürmet ve saygı görürler, herkes onlara hizmet ederdi. Onların işleri görülür, istekleri derhal yerine getirilirdi. Herkes onlara saygı gösterir ve hizmetlerini görürlerdi. Onlar efendi idiler. Çocuklar, evin küçükleri olarak yapabildikleri işlerde aileye yardım ederler, büyüklere hürmet ederler, sayar ve severler ve onlara hizmet ederlerdi. Yani, efendiler, anne-babalar veya dede ve neneler idi. Efendiler, evin büyükleri idi. Yani, kadınlar örtülü, tesettürlü; doğurdukları da onlara hizmetkâr ve yardımcı idiler. Şimdi ise efendiler değişti.
Kadınlar açılıp saçılıp cariyeleşti ve “cariye” hükmünü aldılar. Ve dikkat ederseniz kendi doğurdukları çocuklarına da hizmetkâr oldular. Yani, doğurdukları onların efendileri oldu. Evet, cariyeler efendilerini doğurdular!..Sadakte Ya Resulallah!..Senin verdiğin bir haber daha gerçekleşti ve bizler, bu günün Müslümanları buna şahit olduk. Sen neyi haber verdin de olmadı? Demek, anlamalıyız ki, ahirete ait te ne haber vermişsen mutlaka olacaktır. Bizler, o haberlere de olmuş gibi veya gözümüzle görmüş gibi inanmalıyız. Konumuza dönersek:
Bugünkü kadının işi: Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak, kahvaltısını koymak, yemeğini yedirmek, elbiselerini yıkamak, giydirip kuşatmak, onu okula getirip götürmek, hatta okulun kapısında beklemek, ihtiyaçlarını almak için çalışıp çabalayıp kazanmak ve çocuğuna harcamak! vs… vs…Dikkat ederseniz günümüzde çocuklar efendilerdir ve efendiliklerinin de farkındalar ki hep emir ediyorlar. “Şunu isterim, bunu isterim” diyorlar. “Hayır” diyebiliyor musun?” Adeta anne babaların bütün dünyaları çocukları. Aman! Onlar rahat etsin. Aman! Onlar sıkıntı çekmesin. Aman! Çocuğuma bir şey olmasın. Aman! Okusun, büyük adam olsun. Aman… Aman… Aman…
Anneler çocuklarına hizmet ederken adeta kendilerini feda ediyorlar. Çocukları için her fedakarlığa
katlanıyorlar. Görünüşte bu çok büyük bir kahramanlık. Onlar çocukları için her şeyi yapıyorlar. Amma madalyonun öbür tarafı hiç te öyle değil. Onlar çocuklarının dünyalarını yapalım derken ahiretlerini yıkıyorlar. Yarın ahirette çocukları ateşi ve azabı görünce ilk olarak anne ve babalarından şikâyet edecekler! Ahiretimizi kurtaracak şeylere bizi sevk etmediler diye. Anne babalar bu yaptıkları hatanın daha dünyada da cezasını çekmektedirler. Çocuklar yaramaz ve hırçındırlar. Çocukların ahir zamanda yaramaz ve hırçın olacakları hadis-i şerifte de haber verilmiştir. Sen çocuğun için her fedakârlığa katlan, o senin için eziyet makinesi olsun! Ne dersiniz? Açılıp saçılarak Allah (c.c.)’a isyan eden ve erkekleri günaha sokan bu kadınların yaptıkları yanlarına kalır mı? Tabii ki bu daha dünyadaki ceza. Ahiretteki cezasını ise bilseler boğazlarından lokma geçmez!
Günümüz çocukları zerre kadar anne ve babalarına saygı göstermedikleri gibi hakaret etmekten de geri kalmıyorlar. Belki cariyeleşmeyen ve Allah (c.c.)’ın örtün emrine uyan kadınların çocukları müstesnadır.
Öyleyse şimdi söyle bakalım:
-Açık saçık mısın? Evet…
- Doğurduğuna hizmet ediyor musun? Evet…
- Zaman ahirzaman mı? Evet…
  Öyleyse denilebilir ki: Zaman ahir zamandır, Cariye efendisini doğurmuştur ve kıyametin kopması yakındır. Amenna ve saddakna!...