23 Şubat 2011 Çarşamba

Müjdelemek güzel amma, Yâ.. azaplar?

“Şüphesiz biz seni şahid, müjdeleyici  ve korkutucu olarak gönderdik” ayeti gösteriyor ki peygamberimiz (sav) sadece insanlara müjdeleyici olarak gönderilmemiş, insanları bekleyen nice azaplar ile korkutmak ve onları ikaz etmek için de gönderilmiştir. Nitekim peygamberimiz (sav) bu vazifesini hakkıyla yapmış insanları müjdelemiş amma, “Benim bildiğimi  bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” gibi hadisler ile de insanları ikaz etmiştir. Gelmekte olan ve insanları bekleyen büyük azaplar ile de onları korkutmuştur.
Cenab-ı Hak göndermiş olduğu Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde insanları azap ile korkutmuştur. 6666 ayetten 1000 kadarı azap ile ilgili olması meselenin ne kadar mühim olduğunu göstermektedir. “Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz habersiz oyalanmaktasınız” (Necm Suresi60-61) ayeti insanların gülmekten çok ağlayacak vaziyette olduklarını göstermektedir.
Eğer bahsedilen ve inandığımız cehenneme bir tek kişinin gireceği söylenmiş olsaydı, “acaba o ben olur muyum” diye hiçbir insanın gözüne uyku girmemesi gerekirdi. Öyle ya  böyle bir azaba düşme ihtimali ne kadar az olursa olsun, kişide uyku bırakır mı? İşte onun için Rabbimiz cc “gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz” buyuruyor. Halbuki  peygamberimiz (sav) her bin kişiden 999’unun cehenneme gideceğini haber verdiği halde acaba bizim gözümüze uyku nasıl giriyor?
İnsanları yaratan, dünya ve ahiretin sahibi olan Allah cc insanları binlerce ayeti ile korkutuyor, peygamberimiz (sav) pek çok hadisleri ile insanları ikaz edip korkutuyor. Peki… peygamber varisi olarak veya O’nun makamında insanlara nasihat edenlere ne oluyor? Siz hiç şu Ramazan  ayı boyunca azaplardan bahsedip, insanları ikaz eden birisini gördünüz mü? İnsanlara nasihat eden alimlerin vazifesi Allah’ın ayetlerini ve O resulün hadislerini doğru olarak insanlara ulaştırmak ve anlatmaktır. Yoksa, eğer din olduğu gibi anlatılmazsa bu işin vebali çok büyüktür.  
Efendim, dinimizde çok müjdeler vardır… “müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” gibi pek çok hadsiler de vardır… Doğru, elbette müjde duymak insanları memnun da eder, amma bizim işimiz onları memnun etmek değil, belki de hoşlarına gitsin gitmesin doğruyu söyleyerek ileride içine düşme ihtimallerinin bulunduğu tehlikelere karşı onları uyarıp bu tehlikelere düşmelerini engellemektir. Asıl iyilik budur.
Şimdi, faiz yiyenlere yarın ahirtte mükafat mı verilecek, ceza mı? Bu açık saçık gezenleri mükafatlar mı bekliyor, cezalar mı? İçki içip kumar oynayanların başına gelecekler nelerdir? Tesettüre karşı olanları ne gibi azaplar bekliyor, namaz kılmayanlar kabirde ve daha sonra nasıl azap olunacaklardır, zekat vermeyenleri nasıl azaplar bekliyor ve hakeza… Bunlar bellidir. Neden onlardan bahsedilmiyor acaba?
Eğer maksadınız insanları memnun etmek ise ve onların hoşuna gidecek şeyleri bunun için söylüyorsanız, gerçekleri ayet ve hadislerle bildiğiniz halde onları da gizliyorsanız o zaman sizin vay halinize… Çünkü Allah cc insanları binden fazla ayeti ile korkutmuş, peygamberimiz sav pek çok hadisleri ile insanları gelmekte olan tehlikelere karşı uyarmıştır! O zaman Allah ve resulünün söylediklerini insanlara ulaştırmak makamında olanlar bunları neden söylemezler, anlatmazlar? Neden onlardan bahsetmezler? Bütün konuşanlar müjde veriyor, sizce bunda bir yanlışlık yok mu? Azaptan bahseden ayet ve hadisler ne olacak, onları kim anlatacak?
Bilelim ki biz ne dersek diyelim gerçek değişmez. O zaman gerçeği söylemekten çekinmeyelim. Kimin ne diyeceği değil, Rabbimizi ne diyeceği önemlidir. O bizden razı olmadıktan sonra bütün insanlar bize iyi dese ne faydası olur ki..?!
……
GÜNÜN SÖZÜ: “Ahiret endişesi taşımayan, kendi hata ve kusurları ile meşgul olmayan dünyanın maddi ve manevi sıkıntılarından kurtulamaz”

Hrant'lar rejim için tehdit değildir

Evet, Hrant’lar rejim için tehdit değildirler, amma ülkemiz ve milletimiz için çok büyük tehdittirler. Zira, bugün ülkemizin boğuşmak zorunda kaldığı bütün iç ve dış problemlerin arkasında hep bu Hrant’lar vardır.
Hrant’lar deyip geçmeyin. Çünkü onlar, ülkemizde azınlık diye adlandırılan bütün Ermeni, Yahudi, Rum, mason, dönme, sabataycı ve onların dışarıdaki ağababaları ve içerdeki uşakları ve işbirlikçileridir. Her ne kadar azınlık ta olsalar, çoğunluğa hükmetmektedirler.
“Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermenyiz” diyerek yüzbin kişi ile yürüyüp, şu ülkede gövde gösterisi yapabilmeleri meselenin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Ne zaman uyanacağız? Yarın ülkemizi teslim aldıkları zaman mı aklımız başımıza gelecek? Ülkemizi kaç koldan sardıklarının farkında mısınız? Unutmayın! İzmir’i yunan askerleri işgal ettiği zaman, onları bayraklarla ve çiçeklerle karşılayanlar da bu Hrant’lardı.  
Evet, bu Hrant’lar, Ekonomide ülkemizin can damarlarını tutmuşlardır. Bugün ülkemizin ekonomisinde onlar, onların dışarıdaki ağababaları ve içerideki uşakları söz sahibidir. Bu saltanatlarının devamı için ne gerekiyorsa  yapmaktadırlar. Yoksa, bu Anadolu insanının önünü kimler kesiyor ? Dolayısıyla ülkemizin geri kalmasında veya gerektiği gibi ilerleyememesinde de baş aktörler işte bu Hrant’lardır.
Mesela: Kullandığınız arabalara, bindiğiniz otobüslere, ülke savunmasında kullandığımız savaş uçaklarına, cep telefonunuzdan bilgisayarınıza, çamaşır makinenizden ilaçlara, hatta diş macununuza kadar bakın bakalım kimin malıdır?
1930’larda ülkemizde uçak üretiliyordu. O günkü uçak fabrikalarının kapatılmasının hikayesini biraz araştırırsanız arkasında bu günkü Hrant’ların dedelerini görürsünüz. 1980’den sonra PKK’yı başımıza musallat edenler de bu Hrant’lardır. Bin seneden beri cephede silah arkadaşı olduğumuz, vatanı kurtarmak için beraber kan döktüğümüz, kız alıp kız verdiğimiz Kürt’lerin ellerine silah ve para vererek, eğitip üstümüze salanlar bu Hrant’lar ve dışarıdaki ağababaları değil de ya kimlerdir? Dile kolay; otuz bin şehit, yüz milyarlarca dolar masraf ve çekilen nice çileler… Cephedekiler hep Anadolu insanı, ya Hrant’lar nerede? Onlar… Onlar  memleketin kaymağını yemek ile meşguller.
Bütün millet akşam olduğu zaman televizyonun başına geçip haberleri dinliyor. Bu haberleri kimler hazırlıyor dersiniz? Fadimeleri, Müslüm’leri aylarca televizyonlarda göstererek İslam’a ve Müslümanlara hücum edenleri ve 28 şubatın yaşanmasına sebep olanları bu Hrant’lardan başkası mı sanıyorsunuz. Nereden İslamın kokusu geliyor diye kapı kapı dolaşan, küçücük bir İslami belirti görünce de ‘irtica var’ yaygaraları koparanlar bizden biri olabilir mi? Hrant’ların hazırladığı haberlerden sonra seyrettiğin filmlerde kimler oynuyor dersin? En meşhur aktörlerden Ayhan Işık’ın bir Ermeni olduğunu biliyor musun? Öldürülen Hrant Dink’in kız kardeşinin kanal 7’de yıllarca haber spikerliği yaptığını biliyor musun? Şarkıcıların, çalgıcıların, seni eğlendiren yarı çıplak kadınların çoğunun bu Hrant’ların karı ve kızları olduğunu biliyor musun? Elbette bilmiyorsun. Çoğunu, öldüğü zaman Ermeni veya Rum mezarlığına götürülünce veya cenazesi kiliseden kaldırılınca anlıyorsun. İşte otuz yıldır evinize televizyon sokmayın diyen hocalarımız sizi bu Hrant’ların yarı çıplak karı ve  kızlarından korumak istiyorlardı, amma olmadı…
Müslüman İslamiyetten rahatsız olur mu? Elbette olmaz. Peki öyleyse en küçük bir İslami gelişme karşısında irtica yaygaralarını koparanlar kimler?.. Tabii ki.. bu Hrant’lar ve içerdeki işbirlikçileri.
Anadolu insanının önünü ‘yeşil sermaye diye’ yaygara kopararak kestirenler de bu Hrant’lardır. Ülkemizin her alanda ilerlemesine engel olanlar ve insanımızın sanayiden üniversitelere kadar her alanda önünü kesenler işte bu Hrant’lardır. Ülkesini seven ve uğrunda seve seve hayatını feda edecek insanımızın önünü kesen bizden biri olabilir mi? Onlara bu ülkede bu kadar rahat at oynatma imkanını verenler, işte asıl hain ve suçlular onlardır!
Bundan on sene kadar önce bir milletvekiline “ İnsanımızın önünü kesmek için uğraşanların soyunu sopunu bir araştırtın” demiştim. İşte o zamanlar hep bu Hrant’ları arıyordum. Ama artık bugün onları aramaya gerek yok. Zira Hrant’ın cenazesi vesilesi ile ne kadar Rum, Ermeni, mason, sabataycı, dönme varsa hepsi birden “ Hepimiz Ermeniyiz” diyerek ortaya çıktılar. Korkarım artık saklanmalarına da gerek olmayacak. Zira sağlıkçılar bilir: vücuda giren mikroplar gizliden gizliye üreyerek çoğalırlar ve hiç bir belirti vermezler. Ne zaman ki vücudu alt edebileceklerini anlarlar, o zaman ortaya çıkarlar. Vücutta derhal ateş yükselir ve bir mücadele başlar, kim galip gelirse. İnşallah bu azınlıklar henüz bu seviyeye gelmemişlerdir. Ancak hemen tedbir alınmazsa gelecekleri kesindir. Gariptir ki tedbir alması gerekenler ve devletin bütün kurumları, siyaseten de olsa, onların yanında yer alıyor. Yazık…
Halbuki bu ülkede insanımıza büyük hizmetler yapmış, seçkin kişiler de öldürüldü. Bu cinayetlerde Hrant’ların hakim olduğu televizyonlar, gazeteler, yazarlar-çizerler neredeyse öldürülenleri suçlu ilan ediyorlardı. Şimdi de memleketi için seve seve canını verecek kadar vatansever  insanları hain ilan etmek ile meşguller. Hrant’ların basındaki etkisini görüyor musunuz?
Demek biz bu Hrant’lar ile güzel güzel yaşayıp gidiyoruz, öyle mi?  Onların yaptıklarına ses çıkarmazsan elbette yaşarsın. Hele onlara bir dokunda gör!   
 Hrant’ların bütün bu yaptıklarından sonra onlarla kol kola gezen, ülkesi ve milleti için hayatını feda edecek derecede seven insanları da hain ilan edenlere yazıklar olsun!

Bayramınız mübarek olsun

Bütün kardeşlerimizin mübarek bayramlarını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlık, mutluluk ve esenlik içinde ulaşmamızı Cenab-ı haktan niyaz ediyoruz.
Otuz gün boyunca nefsine ‘dur’ diyebilen herkesin elbette bayram etme hakkıdır. İnşallah yarın bayram namazını kılıp çıktığımızda bu mübarek ayı bütün günahlarımızdan kurtulmuş olarak uğurlayacağız. Cenab-ı Hak daha nice Ramazan aylarına yetişmeyi ve ihya etmeyi nasip etsin.
Toplumumuzda bayram günlerini ihya etmek gibi bir gelenek maalesef yok. Halbuki hadis-i şeriflerde vardır. Bayram gecelerinde yapılan dualar red olmaz. Ayrıca bayram günlerinde daha fazla ibadet ve zikre teşvik edilmiştir. Çünkü, bir ay boyu ‘dur’ diyerek frenlediğimiz nefisler bayram günlerindeki boşluktan istifade edebilirler ve bizleri pek çok haramlara sokabilirler.
Normal zamanlarda haremlik selamlığa dikkat eden insanımız nedense bayram günlerinde buna pek dikkat etmez. Bu yüzden çok günahlara girilebilir.
Bayram günleri yiyip içme gezip eğlenme şeklinde toplumumuzda algılanmaktadır. Halbuki bu günler her zamankinden daha fazla ibadet yapılacak günlerdir ve geceleri de en kıymetli gecelerden olup duaların red olmayacağı gecelerdir. Bu bayram gecelerinin ihya edilecek geceler olarak toplumumuzda yerleşmesi Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum..
Bayram elbette eşle, dostlarla bir araya gelerek kutlanacak günlerdir. Küsler mutlaka barışmalı ve bayram bunun için bir fırsat olmalıdır. Unutmayalım, üç günden fazla küs durmak yasaktır. Küsleri barıştırmak ayetle sabit bir emirdir. İki küsü barıştırmak on sene itikaf yapmaktan daha sevaplıdır. Çevremizde küsler varsa onları barıştıralım.
Fakirleri görüp gözetelim. Mutlaka onlara yardımcı olalım. Toplumun bir bölümü ağlarken diğer bölümü bayram edemez.
Akraba ziyareti çok önemlidir. Gidilmesi mümkün olan akrabaları mutlaka ziyaret etmeli, gidilemeyecek derecede uzak olanlar telefon edilerek gönülleri alınmalıdır.
Çol çocuk harçlıklarla ve değişik hediyelerle sevindirilmelidir.
Yiyelim, içelim amma bunlar meşru dairede olsun. Dinimizin müsaade etmediği şekilde işler yaparak bayram yapılmaz. Her işimizde olduğu gibi bayramlarımız da dinimizin müsaade ettiği tarzda olmalıdır.
Rabbimiz, sağlık ve esenlik içinde hepimize daha nice bayramlara erişmeyi  nasip etsin.
Bayramınız mübarek olsun.

Aman ha..Provakasyonlara dikkat!

Son zamanlarda ülke çapında meydana gelen hadiselere bakılırsa çok planlı bir provokasyonla karşı karşıya olduğumuz rahatça anlaşılabilir. Bütün maksatları halkı sokağa dökmek, ülkeyi iyice karıştırıp darbelere zemin hazırlamaktır. Aman ha! Oyuna gelmeyelim.
Yedi askerimizin şehit edilmesi, şehirlerin orta yerinde, hem de güpegündüz karakollara saldırılması, göz göre göre araçların yakılması, insanlarla dolu belediye otobüslerinin ateşe verilmesi gibi hadiselerin ortak noktası halkı sokağa ve çatışmaların içine çelmektir. Hayır… Bu halk bu oyunlara gelmeyecektir. Çünkü, bun olayları önlemek bu halkın vazifesi değildir.
Evet, bu ülkede bu gibi çapulculara dur demek için yüz binlerce jandarma ve emniyet güçleri vardır. Daha da olmazsa bunların arkasında dağ gibi bir ordu mevcuttur. Ülke sınırları içinde bu gücün karşısında duracak güç yoktur. Öyleyse, bu gibi olayları önlemek onların vazifesidir. Ellerinde silah da vardır, vazifeleri de budur. Öyleyse, olayları onlar önleyecektir. Olaylara sade vatandaşın karışması olayları daha da içinden çıkılmaz bir hale getireceği gibi zaten istenen de budur: Kaos ortamı oluşturmak!
Bırakın, çapulcular ile emniyet güçleri uğraşsın. Emniyet güçlerimiz bu gibi olayların üstesinden gelecek güçtedir. Bunda şüphe yok. O zaman halkımız emniyet güçleri ile bu çapulcuları karşı karşıya bırakmalıdır. İşte bu, oyunu bozacak formüldür.
Halkın içine girip “Daha ne duruyoruz, yürüyelim” gibi sözler ile halkı galeyana getirmek için uğraşanlar provokatörlerdir. Böylelerini bu toplum zamanında çok gördü. Bunlar olayları başlatırlar ve ortalıktan kaybolurlar. Bu yüzden halkın olaylara karışmasına, yollarda yürüyüşe geçmesine gerek yoktur. Emniyetimiz de her türlü olayın üstesinden gelecek güçtedir. Endişeye mahal yoktur.
Artık halkımız toplumda provokasyonlar ile neler yapılmak istendiğini, bunları kimlerin organize ettiğini bilmektedir. Amma bu zalimlerin huylarından vaz geçecekleri yoktur. İlla ellerinden ne geliyorsa yapmakta kararlılar. Öyleyse, dikkatli olmak zorundayız. Hepiniz hayvan kestiğinizde fark etmişsinizdir. Hayvanın canının çıkmasına yakın illa bir kez daha harekete geçer. Veya kış giderken baharda illa bir soğuk daha olur; hem de kışı aratamayacak şekilde bir soğuk olur. Aynen bunun gibi, bu ülkeyi kana bulamak için çalışanlar deşifre olup ta bütün oyunları ortaya çıkınca ve yakayı ele verip kendilerinden hesap sorulmaya başlayınca son bir hamle daha yapmaları fıtri bir kanundur ki, olacaktır. Bu son olayları böyle değerlendirip toplum olarak oyuna gelmekten şiddetle kaçınmamız gerekmektedir.
Bizler olaylara hiç karışmayarak ve bu olayları çıkaranları emniyet güçlerini baş başa bırakarak en uygun hareketi yapmış olacağız. Bu şekilde onların bütün oyunlarını da bozmuş olacağız. Gelecek, bu karanlık güçlerin değil, inşallah bu memleketin hakiki sahipleri olan bizlerin olacaktır. Sadece biraz sabır.
Yalnız devleti yönetenlerin cezaları bir daha gözden geçirmeleri gerekir. Mesela, bu yedi askeri şehit eden katilleri yakalasanız ne yapacaksınız? Herkes biliyor ki onları besleyeceksiniz. Böyle ceza olur mu? Yüreğimiz yandı demekle bu işler olmaz. Onların cezası yaptıklarının aynısıdır. Aksi takdirde olayları önlemek mümkün olmaz. Son zamanda bütün bu olaylar olurken emniyet güçlerini taşlayan, onlara saldıran çocukların cezalarında indirime gitmeye kalkmanız da çok gülünç oldu doğrusu. Neyse ki bu kanunu ertelemeyi akıl ettiniz!...
Lütfen biraz akıllı olun. Elinizdeki fırsat her zaman ele geçmez. Bu fırsatı iyi değerlendirin. Sonra “keşke..” demenin kimseye bir faydası olmaz.
Unutmayın: “su uyur, düşman uyumaz!”

Erzurum farklı

Her şeyden önce belirtmek isterim ki, bizler Türkiye'nin en güzel ve en yaşanılır şehirlerinden birisinde yaşıyoruz. Konyamız her açıdan son derece güzel bir şehir. Her ne zaman diğer şehirlere gitsem Konyamız’ın ne kadar farklı ve güzel bir şehir olduğunu fark ederim ve her defasında "kıymetini bilmemiz lazım" derim. Amma Erzurum başka... Evet, bu yazımı sizlere Erzurum'dan yazıyorum. Allah cc herkesin hastalarına acil şifalar versin. Kayınpederim ani bir kalp krizi geçirmesi üzerine Erzurum'a geldik. Erzurum aynı Erzurum: Soğuk, karlı ve buzlu...Soğuk, karlı ve buzlu amma insanları da bir o kadar sıcak ve cana yakın. Özellikle cami ve cemaatler...
Konya'da ancak Ramazan aylarında görebildiğimiz o manevi hava Erzurum camilerinde normal zamanlarda yaşanıyor. Düşünebiliyor musunuz, şimdi normal bir  ikindinnamazı için camiye varıyorsunuz. İmamların nerdeyse hemen tamamı zaten hafız, ezan okununcaya kadar Kur'an okuyor, aynı bizde ramazanlarda olduğu gibi pek çok insan rahleler önlerinde onu takip ediyorlar. Bizde sadece ramazan ayında görülen bu manzara Erzurum'da her gün yaşanıyor. Camilerdeki hareketlilik ise görülmeye değer. Camiden cemaat hiç eksik olmuyor. Namaz biter bitmez cami boşalmıyor; giden gidiyor, kalanlardan bir kısmı tekrar namaza duruyor, bir kısmı alıp Kur'an okuyor, bazı yaşlılar ellerine tespihleri alıyorlar, zikir çekiyorlar ve diğer vakti bekliyor ve hakeza... Cemaat arasındaki muhabbet ve ilişkiler de çok samimi. Bakıyorsun bir yaşlı amca diğer bir yaşlının paltosunu tutup giydiriyor, kimisi diğerini çay içmeye çağırıyor ve samimi muhabbetler.
Bir de en az yüz senedir devam eden ve belki de Konya'mız da da eğer bir önderlik yapan olursa rahatlıkla yapabileceğimiz güzel bir adet var: 1001 hatim...
Evet, binbir hatim geleneği Erzurum'da en az yüz senedir devam ediyor. Camilerde yapılan ilanatları gördüm: Hatimler dağıtılmış ve bir ay içinde okunuyor.
Bir ayın sonunda en büyük cami olan Ulu Cami'de hatim duası yapılıyor ve bu duaya bütün erzurum halkı davet ediliyor. işte önümüzdeki Cuma günü cuma namazından önce bu hatim duası yapılacak. Eğer böyle güzel bir adet Konya'mızda da başlatılırsa ve sayın müftülerimiz buna önderlik ederlerse hem kendileri büyük hayır işlemiş olurlar hem de bu adet devam ettiği sürece sevap hanelerine okunan hatimlerden sevaplar gelmeye devam eder. Toplum hayatına da güzel bir katkıda bulunmuş olurlar.
Erzurum... Doğunun başkenti. Batıda yaşayan pek çok insanın gerek askerlik ve gerekse üniversitede okumak vesilesi ile bir müddet yaşadığı ve güzel hatıralar ile ayrıldığı şehir. Türkiye tarihinde ömenli olayların yaşandığı ve halen anarşinin giremediği şehir. Kötülüklere müdahale eden halkın yüzünden bozulmayan ve kötülerin barınamadığı serhat şehri, dadaşlar diyarı...
Evet, Allah cc bu şehrimizi muhafaza etsin. Bütün şerlerden korusun. Geçmişlerine rahmet, yaşayanlarına selametlikler versin. Dinimize ve vatanımıza sahip çıkma özelliklerini devam ettirsin.
Cenab-ı Hak güzel vatanımızda hepimize Allah'ın emir ve yasaklarına uyarak yaşamayı nasip etsin. Her kim ki bu gaye için çalışırsa ona yardım etsin. Dinimize düşmanlık edenleri, Allah'ın emir ve yasaklarına göre yaşamaya çalışanlara düşman olanları, bu vatanın aleyhinde çalışanları da ıslahları mümkünse ıslah etsin, ıslahları mümkün değilse müstehaklarını versin.
Hepimiz bu güzel vatanımıza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu vatan bizim bu dünyada ki evimizdir. Düşmanı da pek çoktur. Hiç bir şey yapamıyorsak dua  etmeliyiz. Bu da elimizden gelir, değil mi? Dua edelim. Çünkü dua müminin silahıdır. Bu silah çok güçlüdür. Vatanımıza ve dinimize kast eden bunca düşman varken elimizdeki bu en güçlü silah olan dua silahını şimdi kullanmayıp ta ne zaman kullanacağız? Eğer bu düşmanlara karşı dua ile de karşı koymazsak ne ile karşı koyacağız?
Evet, dua silahımızın farkına varalım ve kullanalım. Düşmanlara bizim gücümüz yetmiyorsa da elbette bir yeten olacaktır. Bu dünya ve bu kainat bizim rabbimizin mülküdür ve O'nun gücü her şeye yeter. Bize düşen O'na kulluk yapmak ve O'na sığınmaktır. O bütün düşmanlarımızı yok edebilir.
Öyleyse endişeye mahal yoktur. İslam düşmanları geçici olarak galip gelseler de neticede muzaffer olacak olanlar Allah yolunda olup hakkı savunanlardır. Son sözümüz "Hasbünallahu ve niğmel vekil"

19 Şubat 2011 Cumartesi

Ramazan sofraları


İnsan denen çok kıymetli varlığın binlerce cihazı, aletleri vardır. Mükemmel insan bu binler ayrı ayrı cihazlarını dinimizin emrettiği veya müsaade ettiği tarzda istikametle kullanan insandır. Bu cihazlarımızdan biride hayal duygumuzdur. Bu cihzımız sayesinde oturdığumuz yerden seneler öncesine ve seneler sonrasına seyahat eder dünyanın öbür ucuna gider hatta ahiret alemlerini gezer geliriz. Evet ey insan ! senin elinde bu ve bunun gibi binlerce paha biçilemez cihazlar var. Farkındamısın ?
Ramazan ayının gündüz vaktinde yemek ve içmek yasaktır. Çünkü o yiyecek ve içeceklerin gerçek sahibi olan Allah cc onları yemeyi mükellef olan insanlara yasaklamıştır. Bu yasağa uymayanlara ceza vardır. Yani oruç tutup tutmamak kişinin keyfine göre değildir.Eğer tutmazsa emre muhalefet ettiğinden ve yasağa uymadığından cezaya uğrar.
Şimdi biz akşama kadar bu yasağa uyarak yeme ve içmeyi akşama kadar terk ediyoruz. Akşama doğru sofralar kurulur,Allah cc ne verdiyse sofralara dizilir.Küçük büyük herkes bu sofraların etrafına yerleşir ve beklenilir.Şimdi hayalinize binin. Komşularınızda aynen sizin gibi sofralarının başında bekliyorlar. Biraz daha hayalinizi genişletin. Bütün Konya’yı düşünün. Yüzbin sofra açılmış ve etrafında yüzbinlerce insan oturmuş ve herkes bekliyor. Neyi bekliyorlar ? Evet nimetlerin hakiki sahibinin izin vermesini ve’buyrunuz’ demesini. Evet hayalen bütün Konya’nın üstüne çıkıp yüzbinlerce insanın sofralarının başında Cenab-ı Hak’kın  ‘buyrunuz’ diyerek izin vermesini beklediklerini hayalen görebilirsin.Bundan Cenab-ı Hak’kın ne kadar büyük bir ziyafet çektiğini, ne kadar zengin ve cömert olduğunu, ne kadar ikram edici olduğunu görür ve biraz daha dikkat edersen daha neler neler anlarsın.
Selahattin ALTINTAŞ

Vaazlarımız

Küçüklüğümden beri vaaz edenleri büyük bir ilgi ile dinlemişimdir.Çünkü nice bilmediğimiz şeyleri onlardan öğrenmişizdir.Yalnız şu da var ki; onların hep 21. yüzyılda, ahirzaman fitnesinin tam ortasında yaşayan insanlara hitap ettiklerinin şuurunda olarak vaaz etmelerini istemişimdir. Zira bu insanlar haramların ve bid’aların her tarafı sardığı bir zamanda yaşıyorlar. Öyle bir zaman ki; Ümmet-i Muhammed 1400 sededir bu fitneden Allah’a sığınmıştır. Garip olan bir şeyde şu ki; böyle dehşetli bir fitnenin içinde yaşayan insanların büyük bir çoğunluğunun bundan haberi yoktur.Şimdi bu büyük fitnenin içinde olan insan ne yapacak ? Ebedi hayatını nasıl kurtaracak ? İşte vaazlarımız bugünün problemlerini ortaya koyup insanımızın ebedi hayatta sıkıntılara düşmemesi için neler yapması gerektiğini anlatmalıdırlar. Anlatırlarsa bu dünyada sıkıntıya uğrayabilirler. Anlatmazlarsa yarın ahirette sıkıntıya düşen insanların önce onların yakasına yapışıp ‘niçin bize doğru yolu göstermediniz’ diyerek davacı olacakları unutulmamalıdır.
İşte günümüzde toplum olarak yaptığımız yanlışlardan biride televizyonlarda yapılan dinimizle ilgili tartışma proğramlarıdır. Halbuki dini meselelerin tartışma suretinde bahsi caiz değildir.  Her kes haklı çıcağım diye uğraştığından ölçüsüz gidilir.Bunun için konuşan ve dinleyenler zarar ederler. Dolayısıyla böyle proğramlar düzenlemek, bu proğramlara katılmak veya böyle proğramları izlemek caiz değildir.
Dini meseleler ancak bir mes’elede işin doğrusunu öğrenmek maksadı ile işin ehli olan kişiler arasında bir fikir alışverişi tarzında olabilir.
Selahattin ALTINTAŞ