28 Mayıs 2013 Salı

Sevap kazanmak


 
Dünyada istediğimiz şeylere para ile sahip olabiliyoruz ve paramıza göre bir hayat sürüyoruz. Bunun için bu dünyada özellikle günümüzde para son derece önemlidir. Hatta ‘ahir zamanda kişi dinini ve dünyasını para ile ayakta tutacak’ buyurulmuştur.
Bu dünyada para ne ise ahirettede sevap odur. Orada geçer akçe sevaptır ve dünyadan götürülür. Onun için bu dünyada yaptığımız ibadetlerin karşılığı hep sevap olarak verilir. Ne kadar çok ibadet yaparsan o kadar çok sevabın olur ve ona göre ahiret zengini olursun. Bu dünyada nasıl zenginlerin hayatlarına bakıp imreniyorsun. Yarın ahirettede çok sevabı olan ahiret zenginlerine bakıp imrenmemek için çok çalışmalısın. Ne kadar ibadet ve taatte bulunursan o kadar sevap kazanır ve ona göre ahirette zengin olursun. Bu dünyanın zenginliği geçici fakat ahiretteki zenginlik devamlıdır. Bu dünyada bir fakirin zenginleşmesi mümkündür. Ahirette bu mümkün değildir.
Yarın ahirette herkes dünyada yapılan ibadetlere verilen karşılığı görünce keşke daha fazla ibadet yapsaymışım diyecektir. Şimdi farzlarını yapan haramlardan kaçan ve fazladan nafile ibadetler yapanlar bile pişman olup keşke daha fazla yapsaymışım derse farz olan namazını kılmayan, hacca gitmeyen, farz orucu tutmayan birde üstelik gözüyle kulağıyla, eliyle ayağıyla haram işleyen ve ömrünü böylece mahveden insanların acaba pişmanlığı nasıl olacak?
Yarın ahirette herkesin aklı başına gelecektir. Bunun bir önemi yoktur. Mühim olan şimdi, yaşarken, iş işten geçmeden aklımızı başımıza almaktır. Aklı başa almak demek hemen dinimi
zin yasakladığı şeyleri hayatımızdan çıkarmak ve Allah’ın cc emrettiği şeylere sarılmak demektir. Yarın çok geç olabilir.

Saçıp savurmayın, Cimri de olmayın…




“Cimri cennete girmez” hadis-i şerifi cimrilerin bütün hayırlardan mahrum olduklarını göstermektedir. Zira cimriler fakirin mallarındaki hakkı olan ve Allah’ın emri olan zekatı veremezler, para gidecek diye sıla-i rahim yapamazlar. Cimrilik yüzünden insanlara bir yardım ve hayırda bulunamazlar. Cimrilik onları bütün hayırlardan alıkoyar.
Saçıp savurmak ise cimriliğin tam tersi olarak yerli yersiz parasını harcamaktır ki…”saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir”(İsra Suresi 26) ayet-i kerimesi  ile saçıp savurmak yasaklanmıştır.
Öyleyse, harcamada orta yol tutulmalıdır. Bu ise iktisaddır. İktisad yerli yerince ve ihtiyaç miktarı harcamaktır. Yeri geldiğinde harcamaktan kaçınmamak, lüzumsuz yerlerde ise harcama yapmamaktır. Demek iş, miktarda değildir. Mesele yerinde harcayıp harcamama meselesidir.
İktisad etmek ayet ve hadislerle övülmüş ve Müslümanlara iktisadlı olmaları  emredilmiştir. Cenab-ı Hak “yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz” (Araf Suresi) buyurmuştur. Peygamberimiz (sav)’de iktisad edenlerin geçim sıkıntısı çekmeyeceklerini bildirerek, akan bir nehir kenarında bile olsa suyun israf edilmemesini emretmiştir.
Bu alem iktisad üzerine kurulmuş ve devam etmektedir. Dolayısıyla
israf edenler bu alemde cari olan şeriat-ı fıtrıyyeye muhalefet ettiklerinden çabuk tokat yerler. İhtiyaç miktarı yemek iktisaddır. Bu durumda bu yemek o kişi için faydalı ve sıhhatli olmasına sebeptir. Az yediği için aşırı masraf ta etmediğinden bütçesi de sarsılmaz. Sırf biraz daha lezzet alabilmek için aşırı yiyenler önce çok yemenin zararını sıhhatlerini kaybederek görürler. Günümüzde olduğu gibi aşırı kilolardan kurtulmak için çare aramaya başlarlar. Bu yenen şeyler de öyle ucuz olmadığından geçim sıkıntısı da onları yakalar. Günümüzde yiyecek ve içecekler insanlık tarihi boyunca görülmedik şekilde çoğaldığı halde neden acaba hastaneler dolup dolup boşalıyor dersiniz? Evet, bizlere hep, “can boğazdan gelir, yiyin” dediler. Meğer yalanmış. Yedikçe hastalıklar artıyormuş. Dolayısıyla sıhhatli olmak isteyenler az yemelidir. Hiç az yemek güzel olmasaydı Allah cc senenin bir ayını oruç ile emreder miydi?
Evet, şu dünyada rahat etmek isteyen iktisad etmelidir. İsraftan şiddetle kaçınmalı, yerli yersiz parasını harcayarak ta şeytanlara kardeş olmamalıdır.
İsraf her şeyde olabilir. Nehir kenarında bile olsa abdest alırken ihtiyaçtan fazla su kullanmak israf olduğu gibi, iki senede bir koltukları değiştirmek te israftır. İki liraya karnını doyurmak mümkün iken 50 liraya yemek yemek acayip bir israftır. Kıymetli vaktini boş şeylerde harcamak israf olduğu gibi iki ekmek yetecekken üç ekmek alıp birisini çöpe atmak büyük bir israftır. Evlerde akan suyu düşünün. Ne kadar yatırımlarla ve gayretlerle o sular akıtılmaktadır. Şimdi sen 20 litre su ile banyo etmen mümkün iken 100 litre su harcarsan olur mu? Üstelik bu suyu bulmak ayrı bir mesele, kullandığın suyu temizleyip tekrar kullanılacak hale getirmek ayrı bir meseledir. Halbuki ihtiyacın kadar kullansan bu insanlara ve bu ülkeye ne kadar iyilikte bulunmuş olursun!
Öyleyse, hem dinimizin bir emri olarak, hem de aklın bir gereği olarak iktisad etmeliyiz. İsraftan ve cimrilikten ise kaçınmalıyız. İktisadın mükafatı daha dünyada başladığı gibi, cimrilik ve israfın da cezası hemen dünyada verilmeye başlanır.
….
GÜNÜN SÖZÜ: “Günde üç öğün dahil olmak üzere çok yemenin zararı, az yemenin faydası saymakla bitmez. Yani, sünnet-i seniyye miktarı yemelidir.”

Akrabalık bağları




Geçen yazımızda ‘komşu komşuyu tanımaz hale getirildi’ dedim. Suçlu bu insanlar değil onları bu hayat tarzına sevk edenlerdir. Komşular birbirlerinden koparıldıktan sonra akrabalarda birbirlerinden koparıldılar. Şimdi sen ne kadar uğraşsan bu bağları devam ettiremiyorsun. Neden mi? Çünkü akrabaları birbirlerine bağlayan bağlar bilerek ve isteyerek koparıldı. Kimin kopardığını şimdi anlayacaksın.
Akrabaları birbirlerine bağlayan bağların başında birbirlerinden miras almaları gelir. Dinimiz mirası dağıtırken sadece karı, koca ve çocuklara değil aynı zamanda babaya, anneye, duruma göre dedeye, neneye hatta kardeşe, amcaya kadar mirastan pay ayırmıştır. Böylece akrabalar birbirlerine bağlanmıştır. Dede miras alır toruna sahip çıkar, amca miras alır yeğenlere sahip çıkar ve hakeza. Kendisine sahip çıkılan kişide ister istemez dedesine, amcasına ve hakeza hürmet ve saygıda kusur etmeyecektir. İşte şimdi dinimize göre miras dağıtılmadığından akrabalar birbirlerinden uzaklaşmış, herkes kendi başına kalmış, hayat yükünü tek başına yüklenmiş ve altında ezilmektedir.
İkincisi ise; dinimiz hata ile adam öldürme gibi diyet ödemesi gereken büyük suçlarda akrabalarada cezaya katılma mecburiyeti getirmiştir. Böyle olunca herkes akrabalarının suç işlememesi için çaba harcamaya başlamış ve herkes birbirlerine müdahale ederek oto kontrol sistemi getirilmiştir. Suçlar yok denecek kadar azalmış, kimse ‘sen bana karışamazsın’ diyememiştir.
Şimdi ise herkes yaptığından kendi sorumludur. Dolayısıyla kimse kimseye karışamıyor. Karışırsan ‘sana ne’ diyor. Akrabalarda cezaya ortak tutulmadığından ‘ne halin varsa gör’ diyorlar. Böylece toplumda suçlar arttığı gibi huzurda bozuluyor, akrabalarda birbirleriyle ilgilenmediklerinden birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Toplumda suçlar çığ gibi büyüyor ve kimse ne yapacağını bilmiyor.
Yapılacak iş; Allah’ın bizim için gönderdiği kanunları tatbik etmek ve onlara sarılmaktır.

Kadir gecesi, ibadet gecesidir




Başka bir ifade ile bu gece vaaz gecesi değildir. Bu gecenin ne kadar kıymetli olduğu ve bu gecede nelerin yapılması gerektiği önceki zamanlarda anlatılacak ki bu gece geldiğinde herkes onları yapsın, bu gecenin  kıymetini bilsin ve her bir dakikasını ibadetle, zikir ile, Kur’an okuyarak, namaz kılarak geçirsin.
Her bir dakikası diğer zamanların bir ayı kadar olan bu kıymetli geceye erişenlerin boşa geçirdikleri her bir dakikaları, diğer zamanların bir ayını boşa geçirmek gibi büyük bir kayıp demektir. Dolayısıyla böyle kıymetli bir gecede uzun uzun vaazlar etmek ve bu gecenin nasıl bir kıymetli gece olduğunu anlatmak doğru olmadığı gibi; insanların da böyle bir gecede onları dinlemesi doğru değildir. Çünkü, bu gece anlatma gecesi değil, daha öncelerden yapılan vaazlar ile kıymeti anlaşılan kadir gecesinin artık ibadetle, zikirle, namaz ve diğer ibadetlerle ihya etme zamanıdır. Böyle, bin aydan daha kıymetli olan bir geceye ulaşanlara kadir gecesi şöyle kıymetli böyle kıymetli, kıymeti şuradan gelmektedir buradan gelmektedir gibi sözlerle vaaz etmek çok yanlıştır. Artık bırakın insanlar o kıymetli geceyi ihya etmekle meşgul olsunlar. İnsanların böyle vaazları dinlemekle o kıymetli vakitleri boşa gitmesin. Kadir gecesinin kıymetini ve nelerin yapılması gerektiğini daha önceden anlatın ki insanlar o gece o ibadetlerle bir ömürde kazanamayacakları sevabı kazansınlar. Kadir gecesinde şunu yapmak lazım bunu yapmak lazım diye anlatıyorsunuz; öyleyse insanlar o geceye geldiklerinde bırakın da artık onları yapsınlar. Halbuki bu gecede her türlü ibadet vardır fakat, uzun uzun vaaz vermek ve onları dinlemek yoktur.
Evet, bu gece ayetle sabit olarak bin aydan daha hayırlı bir gecedir. Bir dakikası bir aydan daha fazla sevap kazandırır. Demek bu gece bir dakika Kur’an okuyan diğer zamanlarda devamlı bir ay Kur’an okumuş gibi sevap kazanmaktadır. Öyleyse neden duracağız?
Bu gecenin hazırlığı gündüzden başlayacak. Hatta gündüzden biraz istirahat ederek geceye hazırlanmak gerekir. Çünkü bu gece yatmak olmaz. İftarda abdestini zorlamayacak şekilde yemek yedikten sonra, elbette yatsı ve teravih namazı için camiye gideceksin. Namazdan sonra eğer senin kıymetli vaktini boş şeylerle geçirtecek proğramlar varsa orada durma. Mutlaka bu gecede namaz kılarak ibadet et. Yorulduğun zaman Kur’an okumaya geç. Yorulduğun zaman al tesbihi eline ve tesbih çek. En kıymetli zikirler: Lâ ilahe illallah Muhammedün rasulüllah, Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerikelehü…., hasbünallahü ve niğmel vekil, Lâ ilahe illa ente estağfiruke ve etübü ileyk, sübhanallahi ve bihabdihi, sübhanallahi velhamdulillahi vela ilahe illalla huvallahu ekber, estağfirullah gibi tesbih ve zikirlerdir. Bol bol zikir ederek ve peygamberimize salavat getirerek bu geceyi geçir. Unutma! Bütün bu nimetler bize O resulün hatırına verilmiştir. O’na ümmet olmak ne büyük bir şereftir. O’na ümmet olan kurtulacaktır. Peygamberlerin bile O’na ümmet olmayı istediğini unutma! İsa as gibi ulül azim bir peygamberin O’na ahir zamanda gelerek ümmet olacağını unutma!
Kısaca, bu gece yatma, boş şeylerle vaktini geçirme. Elinden ne geliyorsa yap. Ne yaparsan yarın ahirette onu bulacaksın.
….
GÜNÜN SÖZÜ: “Rabbin yolunda neyi feda etsen azdır. Unutma! Neyi feda edersen onu bulacaksın.”
 

Demokrasi ve islamiyet




Demokrasi ile islamiyet birbirlerine taban tabana zıt olan biri ilahi diğeri beşeri iki  sistemdir. Günümüzde demokrasinin islama uygunmuş gibi gösterilmeye çalışılması en büyük bir cinayettir. Bir iki örnek verecek olursak mesele anlaşılır. Mesela;
Demokraside faiz serbest, Kur’an’a göre yasaktır. Zina demokraside serbest, Kur’an’a göre yasaktır. Demokraside kadınlar istedikleri gibi serbestçe giyinebilirler. Kur’an’a göre ise örtünmek zorundadırlar. Demokraside mahkemelerde insanların kendi yaptıkları kanunlar geçerlidir. Kur’an’a göre ise mahkemelerde ilahi kanunlar geçerlidir vs. Anlamak isteyenlere verdiğimiz şu örnekler bile Demokrasi ile İslamiyet’in ne kadar bir birlerine zıt olduklarını,  hatta birinin olduğu yerde diğerinden bahsetmenin mümkün olmadığını gösterir.
Demokrasilerde en büyük suç dine dayalı devlet kurmaya çalışmaktır.
Şimdi bak, bir müslüman Kur’an’ın bütün hükümlerini kabul etmese müslüman olamaz, onları tatbik etmeye kalksa en büyük suçtur. Şimdi müslüman ne yapsın?
Söylüyorum. İmanını korumak için ‘Kur’an ne diyorsa o doğrudur ve ben onu kabul ediyorum, Kur’an’nın red ettiğini de red ediyorum’ diyecektir. Yoksa bu devirde faiz, içki yasak mı olur gibi veya Kur’an’a göre mahkeme, idare mi olur gibi sözler söylemek veya buna bezer fikirleri benimsemek insanı imansız eder de haberi bile olmaz. Bu meselenin ahirzamanda ne kadar ciddi bir mesele olacağı şu hadisten de iyice anlaşılır. Peygamberimiz (s.a.v.) ‘Ahir zamanda camilerde binden fazla kişi namaz kılacak, içlerinde bir mü’min bulunmayacak’ buyurmuştur. Dikkat edin. Bunu camide namaz kılanlar için söylüyor. Umarım meselenin ne kadar ciddi olduğu anlaşılmıştır.

Bid’atlerden sakının!...




Bid’at işleyenlere Ehl-i Bid’at denir. Ehl-i Bid’at’ın yaptıkları namaz, oruç, hac, zekat gibi aklınıza gelen bütün ibadetleri kabul edilmez. Her ne kadar ibadet yapmış olurlarsa olsunlar kıymeti olmaz. Bu hadis-i şerif ile sabittir. Öyleyse, bu bid’at meselesi son derece önemli bir meseledir.
Kısaca, bid’at: dinde olan bir şeyin kaldırılıp, yerine başka bir şeyin konulması ve onun ile amel edilmesidir.
Şimdi, çok dikkat çekici bir şey söyleyeceğim. Ramazan ayı neden on bir ayın sultanı oldu? “Şehru Ramzan ellezi ünzile fihil Kur’an” (Ramzan ayı öyle bir aydır ki onda Kur’an indirilmiştir)  ayetiyle sabittir ki.. ramazan ayı on bir ayın sultanı olma şerefini içinde Kur’an indirilmiş olmasından almaktadır. Peki… Kadir gecesi neden bin aydan daha hayırlıdır? Çünkü, o gecede Kur’an indirilmiştir. Dikkat ediyor musunuz? İş Kur’an’da… Kur’an’ın indiği ay böyle kıymetlenirse, Kur’an’ın indirildiği gece böyle şereflenirse… acaba O Kur’an ne kadar kıymetlidir, ne kadar önemlidir, anlaşılmaz mı?
Evet, Kur’an…Kur’an… Kur’an… Yaş ve kuru ne varsa içinde olan Kur’an… Allah’ın emir ve yasaklarının içinde yazılı olduğu Kur’an… Allah’ın kullarından neyi yapıp, neleri de yapmamalarını istediğini bildirdiği Kur’an… mirasın nasıl paylaşılacağından, haksız olarak cinayet işleyene ne ceza verileceğine kadar içinde her şeyin yazılı olduğu Allah’ın kelamı olan Kur’an… kadınların nasıl giyineceğinden devletin nasıl idare edileceğine kadar küçük büyük her alanda ayetlerin yazılı olduğu Kur’an…
Evet, dinimizin temeli Kur’an’dır. Kur’an’da Rabbimizin açık emir ve yasakları vardır. İşte bu açık emirlerin yapılmasını yasaklamak, onlara karşı olmak ve onların yerine başka şeyleri koyup onları tatbik etmek en büyük bid’attir. Ramazanda oruç tutacaksın, kadir gecesini sabaha kadar ihya edeceksin amma, Kur’an’ın toplum hayatında tatbik edilmesine gelince “olmaz!” diyeceksin. Elbette, Kur’an’da belirtilen emirler yapılmazsa onun yerine başka şeyler yapılacaktır. İşte o yapılanlar bid’attir.
Demek, kişi Kur’an’da belirtilen emirlere karşı olursa, onların yapılmasına engel olmaya uğraşırsa bu kişi ehl-i bid’attir. Dolayısıyla bu kişi sabahlara kadar namaz da kılsa, gündüzleri oruç ta tutsa bir faydasını göremez; bu bid’atı bırakmadıkça, bu bid’atten vaz geçmedikçe… Konumuz ile ilgili Ramuz el ehadis adlı kitaptan alınmış bazı hadisler:
Allah, bid'at sahibinin amelini, bid'atini bırakıncaya kadar kabul etmez.” Hz. İbni Abbas (r.a.)
“Bid'at ehli, Cehennem ehlinin köpekleridir.” Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
“Allah (z.c.hz.) (dinde, amel ve inanışta) bid'at ehlinin ne duasını, ne zekâtını, ne haccını, ne namazını, ne de sadakasını kabul eder. Yani hiç bir şeyini kabul etmez. Nihayet bunlar, kılın hamurdan çekilişi gibi, dinden çıkarlar.” Hz. Huzeyfe (r.a.)
Evet, dinimizde belli olan bir hükmün kaldırılıp yerine başka bir şey konulması bid’at olursa; acaba dinimizin bütün hükümlerinin birden kaldırılması nasıl olur? En büyük bid’at işte budur ve bunu yapanlar, bunu yapanları sevenler, bu yapılanları beğenenler, bunlara taraftar olanlar, benimseyenler ve bunlarla isteyerek amel edenler ehl-i bid’at olurlar. Bunların yaptıkları hiçbir amel kabul edilmez ve bunlar cehennem ehlinin köpekleri olurlar.
Bu konu çok geniştir ve maalesef günümüz hocalarının da bu konuda yeterli bilgileri yoktur. Onlar “la ilahe illallah” diyenleri cennetle müjdelemekle meşguldürler. Dağlar gibi amellerle gelip te cehenneme atılmaları emredilecek olanların kimler olduğundan ise bahseden yoktur.
…..
GÜNÜN SÖZÜ: “En büyük bid’atlerden birisi de devletin Allah’ın kanunlarıyla değil de, insanların kafasından çıkan kanunlarla yönetilmesidir.”

Ümid ve korku arasında ol!




Dinimizde bu ölçü çok önemlidir. Mü’minin yeri, dinimizdeki tabiri ile “beynel havf ve reca” yani ümid ve korku arasıdır.
Yani, kişi Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümidini kesmeyecek amma, Allah’ın azabından da emin olmayacak. Mü’min ne kadar ibadet yaparsa yapsın, ne kadar iyilikte bulunursa bulunsun kendisinden emin olmayacak, hatta alnını secdeye koysa, haram nedir bilmese ve son nefesine kadar ibadetle meşgul olsa, gene de emin olamaz. Çünkü, yarın kıyamet günü dağlar gibi ibadetle gelip te cehenneme gönderilecek insanlar olacaktır. Ehl-i bid’a’nın hiçbir ibadetinin kabul edilmediği hadislerle sabittir. Kendini beğenen kişilerin de ibadetlerine zerre kadar değer verilmeyecektir. Dolayısıyla bizler yaptığımız ibadetin kabul olunup olunmadığını bilemeyiz. Kabul olunsa bile, Allah’ın rahmeti olmadıkça bu ibadetler bizi cennete götürmeye yetmez. Peygamberimiz (sav) hiçbir kimsenin ibadeti ile cennete gidemeyeceğini, ancak Allah’ın rahmeti ile cennete gideceğini, kendisinin dahi böyle olduğunu bildirmiştir. Dolayısıyla ibadetlerine güvenmek, onlar ile kurtulacağını sanmak yanlıştır. Biz ibadetlerimizi Rabbimizin rızasını kazanmak için yaparız. Elbette O’nun rızası ibadet ve güzel amellerle kazanılır. Cennete gidebilmemiz, cehennem azabından kurtulmamız O’nun rızasına bağlıdır. O’nun rızası da iman etmeye ve salih amel işlemeye bağlıdır. İsyan ederek herhalde rızası kazanılmaz.
Evet, ibadet yapanlar kendilerine güvenmeyecekler, kendilerini garantide görmeyecekler. Bir de isyan yollarında gidenler var. Onlar da ümidlerini kesmeyecekler. Allah’ın rahmetinden ümid kesmek en büyük günahlardandır. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. İsterse bütün kullarının bütün günahlarını bir anda affedebilir. Nerde kaldı ki bir mü’minin günahı.
Demek kişi her ne kadar günahkâr olursa olsun Allah’tan ümidini kesmeyecek, her ne kadar ibadet yaparsa yapsın kendini garantide görmeyecektir.
Hatta cenab-ı Hak bir kudsi hadiste bir kulda iki korku ve iki emniyeti toplamayacağını bildirmiştir. Bir kul ki dünyada Allah’tan kormuş ise o, ahirette korkmayacak, bir kul da dünyada korkmamış, kendine güvenmiş ise onu da mutlaka ahirette korkutacaktır. Kısaca dünyada korkanlar ahirette korkmayacak, dünyada korkmayanlar da ahirette korkacaklardır.
Bu yüzden kesinlikle kendimizi beğenmeyelim, kimseyi de hor ve hakir görmeyelim. Hatta, her ne halde olursa olsun hiç kimseyi ayıplamayalım. Yarın onlar tövbe edip düzelirler de, bakarsın, Allah korusun, bizler o yanlış işlere girebiliriz. Dünyada bu anlattıklarımızın örnekleri pek çoktur.
Öyleyse bilelim ki garanti yoktur. Her sene hacca da gitsen, sabahlara kadar ibadette yapsan, her gün oruç ta tutsan garanti olmaz. Kişi ömrünü putlara taparak ta geçirse, her gün içki içip zinada etse gene ümidsizlik te yoktur. Çünkü tövbe kapısı açıktır. Kişi ruhunu teslim etmedikçe ümid kesilmez, tövbe edebilir, dönüş yapabilir. Bir tek söz de kişiyi cehennemin ortasına vardırabilir.
Yapılacak iş iman edip Salih amel işleyerek ve haramlardan uzak durarak rabbimizin rızasını kazanmaya çalışmak, böylece umduğumuza nail, korktuğumuzdan emin olmaya bakmaktır. Elbette itaat yolu cennet yoludur, ve isyan yolu da cehennem yoludur.
Aman, dikkat!
….
GÜNÜN SÖZÜ: “İnsanları canlandıran ümid, öldüren ise ye’s (ümidsizlik) tir”